Pazar, Mart 19, 2006

Billûr Hoşâf Kabı

İlk defa bir yemek etkinliğine katıldık. Saray Mutfağından Lezzetler. İlk günden beri hep buzdan kase yapmak istiyordum ama olmadı iş güç derken... Sonra baktım Bizim Pastane blogunda yapılmış bari ben de hikayesini yazıyım dedim, başka bir zaman da kaseyi yaparım;

II. Mahmud döneminde iki defa Şeyhülislamlık makamına gelen Dürrizade Seyyid Abdullah Efendi, İstanbul'un namlı zenginlerindendi. Üsküdar Doğancılar'da inşa ettirdiği "Paşa Kapısı" diye anılan saray yavrusu muhteşem konakta yaşamaktaydı.

Sultan II. Mahmud, bir yaz Ramazan akşamı, bu konağa adeta bir iftar baskını düzenledi. Yanında bakanları, önde gelen devlet adamları ve maiyetinden oluşan hatırı sayılır bir kalabalık vardı. Haber vermeksizin gerçekleştirdiği ziyaret ve sürpriz misafirlikle, Dürrizade'ye sürpriz yapmak istiyordu.

Tabii, o anda konak halkını bir panik havası sardı. Etekleri tutşarak efendi hazretlerine koşan kethuda, ellerini iki yana açarak "ne yapacağız şimdi?" diye soruyordu. Ama, hiç telaş eseri göstermedi Dürrizade, Hareme ayrılan tablalar misafirlere verilecek, kendi yemeği de padişaha takdim olunacaktı.

Neticede, bütün bu olumsuz şartlara rağmen, mükellef bir sofra kuruldu. Nitekim, II. Mahmud da kethudayı çağırtarak tebrik etmiş, yemeklerin gerçekten nefis olduğunu söylemişti. Sadece bir istisna ile... O da, billur kase içindeki hoşafın ılık olmasıydı.

Kethuda, bu tenkit üzerine elleri göbeğinde kavuşturulmuş, başı hafifçe eğilmiş olarak cevap verdi:

-Biraz karıştırılınca kendiliğinden soğur efendimiz.

Padişah, işte o zaman işin farkına varacak ve bulabildiği tek kusurun da geçersiz olduğunu görecekti. Çünkü, billur zannettiği hoşaf kabı, içi oyularak kase süsü verilmiş bir buz kitlesiydi.

Kaynak: Tarih ve Medeniyet, Sayı:59

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...